İçeriğe geç

Tecahül-i ARIF nedir örnekleri ?

Tecahül-i Arif: Bir Anın İçindeki Duygular

Bazen hayat, bilerek görmediğimiz şeylerle bizi imtihan eder. Gözümüzün önünde olanı, bildiğimiz her şeyi yok sayarız; çünkü o şeyi görmek, kabul etmek, itiraf etmek ya da sadece üzülmek istemeyiz. Kayseri’de bir kafe köşesinde, bir kahve siparişi verirken, ya da yalnız bir akşamda, günün son ışıkları solarken içimde tek bir düşünce vardı: Tecahül-i Arif. Kelimeyi ilk duyduğumda ne olduğunu bile tam anlayamamıştım ama hayatımda sıkça karşıma çıkan bir kavram haline geldi.

Hani bazen, başımıza gelen bir şeyin ardından susarız. Herkesin bildiği bir şeyi, herkesin görüp göz ardı ettiği bir gerçekliği; adeta yok sayarız. İşte tam olarak bunu yapmanın adı tecahül-i arif. Hani içimizde bir şeyin farkına varmışızdır ama üstünü örtmek, biraz da kuraldışı bir rahatlama duygusuyla o şeyi sanki hiç görmemişiz gibi davranmak, bir yandan da susmak, işte bu davranışa tecahül-i arif deriz.

Bir Aşkın Ardında Kalan Sessizlik

Hikayemi anlatmaya başlamadan önce, biraz da Kayseri’nin soğuk akşamlarına yerleşelim. O akşam, ne rüzgarı ne de karanlık; tam tersine kalbimi saran bir sıcaklık vardı. Hani bazen bir insanın size baktığında gözlerindeki anlamı o kadar iyi anlarsınız ki, o an bir şeye karar verirseniz, geri dönüş yoktur. Ama biz hep, bu “geri dönüş yok” anlarına bir kılıf uydururuz. Birini kaybetmekten korkarız. Hele ki seviyorsak, kaybetmek, hep kaybetmiş gibi hissetmek korkusuyla her şeyin üzerinden geçmeye karar veririz.

İşte o akşamı hatırlıyorum. Bir yanda saatlerce sohbet ettiğim, bana hiçbir şeyini gizlemeyen bir insan vardı. Yüzünde öyle bir gülümseme vardı ki, bana aslında söyledikleri kadar söyledikleri dışında her şey anlatılıyordu. Ama o an, gözlerindeki “sana her şeyi anlatıyorum” mesajını fark etmek istemedim. Çünkü, o anda bir şeyler büyümeye başlamıştı. Bir şeyleri hissetmiştim. O bakışlarda, o sessizliklerde, sanki bir şeyin farkına varıyordum ama sanki bir şeyleri de görmek istemiyordum. Belki de görmemek, o anı hayal kırıklığına çevirmemek için tek yoldu. İşte tecahül-i arif bu kadar basitti.

O Günü Hatırladığımda: Heyecan ve Kaybolan Umut

O akşam içimde yoğun bir heyecan vardı. Ama bu heyecan, biraz da kaybolmuş bir umudu barındırıyordu. Belki de o kişiye karşı duyduğum duygularını inkâr etmek, ondan bir şey beklememek, gerçekleri kabul etmekten daha kolaydı. Ama sonra fark ettim ki, aslında o suskunluğum, o “her şey yolunda” tavırları, bir şekilde kendimi kandırmamı sağlıyordu. “Onu kaybetmek istemiyorum” dedikçe, “Kaybettiğimi kabul edemem” diye bir duvar örüyordum. O anda, kaybettiğimi ya da kaybedeceğimi kabul etmemek, tecahül-i arifin tam ortasında olduğum anlamına geliyordu. Gözlerim, ne kadar zorlasam da, bir şeyi görüyordu; ama dilim bu gerçeği söylemiyordu.

O kadar çok iç içe geçiyor ki duygular, hayal kırıklığı ve beklenti… Bir noktada, gözlerini gördüğümde, “Bunu görmüyorum, bunu duymuyorum” derken buluyorum kendimi. İnanılmaz bir suskunluk vardı. Hani başkalarının görüp de bir şey söylemediği, ama benim bilerek hiç görmediğim bir şey.

Neden Bunu Yaptım?

Şimdi, o günleri düşündükçe, o sessizlikte niye suskun kaldığımı soruyorum kendime. Ama tecahül-i arifin ne kadar güçlü bir savunma mekanizması olduğunu fark ediyorum. Bir insanın duygularını görmemek, kabul etmemek; ona karşı koymamak, ama yine de onu içimizde yaşamak, belki de acının daha kolay kabul edilebilir olduğu bir yoldu. Bazen insan, bir şeyi görmeyi gerçekten isteyemez. Çünkü o şeyin farkına varmak, tüm dünyayı altüst edebilir. Geriye sadece kendimizi kandırmak ve her şeyin yolunda olduğunu düşünmek kalır.

O gün o kadar çok şeyin farkına vardım ki, yine de suskun kaldım. O anı biraz daha gizlemek, biraz daha görmemezlikten gelmek, bana bir tür özgürlük gibi geliyordu. Çünkü gerçeklerle yüzleşmek, o zamanlar, bana daha ağır gelirdi. Sanki o anı, o bakışı, o insanı kaybetmemek için içimde bir hıçkırık varmış gibi hissediyordum. O yüzden de gerçeği görmedim.

Sonuçta Ne Oldu?

Yıllar sonra, o anı düşündükçe ve kaybolmuş zamanları hatırladıkça, tecahül-i arifin aslında bir savunma yöntemi değil, bir kaybı kabul etmeme hali olduğunu fark ettim. O zamanlar beni koruduğuna inandığım sessizlik, aslında içimdeki eksikliği büyütüyordu. Her şeyin yolunda olduğunu kabul etmek, ama bir adım daha ileri gitmek, “belki de bu sonradan düzeltilebilir” demek, aslında kendi kendimi kandırmakmış.

Ama şu an, o günleri hatırlarken, hislerim kesinlikle değişmiş durumda. O günden sonra, birini kaybetme korkusuyla ne kadar sessiz kaldığımı fark ettim. Artık kabul ediyorum ki; bir şeyin farkına varmak, görmek ve hatta üzülmek, insanı büyütür. Duygularımı görmekten korkmamam gerektiğini öğrendim. Her şeyi görmek, aslında her zaman daha fazla özgürlük getiriyor.

Tecahül-i Arif’in Gücü ve Derinliği

Sonuçta, tecahül-i arif, görünmeyen bir şeyin farkına varmak ve sonra onu görmemek için bilinçli olarak susmak, duygusal bir savunma mekanizmasıdır. Bazen bir şeyin farkına varmak, o şeyi kaybetmekten daha zor gelir. Ama bu, sadece anlık bir rahatlık sağlar. Gerçekleri görmemek, uzun vadede ruhu daha fazla yorabilir. Şimdi anlıyorum ki; o gün içimde ne kadar susmak, o kadar yalnızlıktı. O duyguları görmek, kabul etmek, kabullenmek belki de bana gerçek özgürlüğü getirecekti.

Kısacası, tecahül-i arif, bazen bizi korur gibi görünüyor ama aslında bizi en çok yalnız bırakandır. Duygularımızı görmekten korkmamamız, acıları kabul etmemiz, kaybolan zamanın, belki de en güzel öğrenme anı olduğunu anlamamız gerekir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
https://ilbet.casino/